14 Şubat 2013 Perşembe

platonik rüya


Yazık… Yemin ediyorum ki kocaman bir yazık etmişim kendime bunca yılı sensiz geçirmekle.Nasıl olmuş da ben doğru zamanlarda doğru yerlerde olamamışım.Yani kasada hesap öderken arkamdan geçen sen miymişsin?Nasıl? Nasıl olur da kokunu tanıyamamışım.Ya da senin de içinde olduğun otobüsü beklemekten sıkılıp da taksiye binecek kadar mı salak olabilmişim bunca yıl? Yazık…bir film mi izlemişim ben bunca zaman? İçinde senin olmadığın bol dialoglu filmler.Hiçbirinde gülmemişim hiçbirinde ağlayamamışım korkmamışım heyecanlanmamışım. Nasıl da vakit kaybetmişim seni beklerken.Ne kadar canım sıkılmıştır kim bilir…Kaç sigara içmişimdir ki bunca yıl ? Demek ki şu yersiz dertlenmeler,gereksiz efkarların hepsi senin eserinmiş.Demek ki suskun kalkan kadehler hep senin şerefineymiş.Bunca yıl hayatımdan çıkarttığım insanlar,olur da ansızın gelirsen ayakta kalma diyeymiş.Yazık…ben ne zaman bu kadar aptal oldum? Beni kimler aptallaştırdı? Yazık.

            Peki sen ne yaptın ben yokken? Neredeydin kimleydin.kimlere seni seviyorum dedin?kaçını sahiden sevdin? Şimdi onlar da bu şekilde düşünüyor mudur ki acaba?.Biliyorum. çok soru soruyorum ama beni affet.Şaşırıyorum sadece olana bitene.Aklım almıyor bu ince çelişkiyi.

            Ama bak yan yanayız şimdi. Şu sana bahsettiğim mesafeler yok oldu artık.Artık ben de seni okuyabiliyorum tıpkı kendimi okuyabildiğim gibi. Sarılabiliyorum kelimeler ile sana.Sevebiliyorum onlarla seni ya da onlarla özlüyorum ve onlarla anlatabiliyorum kendimi. Hatırlıyorum…
Büyük bir buluşma hatırlıyorum.Önce parmaklarımla tanıdım bedenini.Sorular sordum ona.Cevapları dinledim büyük bir sabırla.Sonra dudaklarım geldi buluşma yerine.Çok heyecanlılardı.Kurumuşlardı.Sıkı sıkıya kenetlenmişlerdi birbirlerine.İkisini ayırmak için bir şeyler söylemem gerekiyordu.”seni seviyorum” diyebildim sadece.Yine birleştiler.Sanki biraz ayrı kalsalar ebediyete kadar sürecekmiş ayrılıkları gibi.Titriyorlardı sıcak yaz gününe inat.İnsan sadece soğuktan titremez.Bunu da kollarımdan öğrendim o an.Çünkü kollarım da dahil olmuştu bu buluşmaya.Kaçırmak istememişler belli.Titrek bir sarmaşık gibi.Usul usul,yavaş yavaş sardılar seni.Hele gözlerim.En çok da gözlerimi hatırlıyorum.O an kayıtta olan binlerce kamera olsa hiçbiri kafama gömülü o bir çift kameranın kaydettiklerini kaydedemezdi.Bir buz pisti gibi donuk ama pürüzsüzdü her şey.Ve ben keyfini çıkartıyordum o anın.Koşuyordum.İçimde bir orman yangınından kaçan bir ordu hayvanın ayak sesleri vardı ve doktorlar buna “kalp” diyordu. Neşeli ritimlerdi bunlar ve hoşuma gitmişti bu sersemlik hali.Damarlarımdaki alkolün adı “kan” dı ve beynime ulaşan her damlası ellerimi titretiyordu.Kafamı kaldırdım ve sana baktım.oradaydın işte.Tam olarak karşımda duruyordun ve ben dalgalarla mücadele etmeyi bırakmış bir kumdan kale gibiydim deniz kıyısında.Tam karşındaydım.Eriyordumm.Akıyordum ve kimse çıkıp karşımda durmuyordu.İki kişiydik o an dünya üzerinde.sadece sen ve ben…

            Bir insan nasıl olur da yazmayı unutur? Yüzmeyi,bisiklete binmeyi,yürümeyi unutmaz da nasıl olur da yazmayı unutur bir insan.? Bil diye söylüyorum.Ben hafızamı hazine sanıp da gömdüm arka bahçeme.Bir gömü bulsam o kadar şaşırmazdım.Tesadüflere inanmazdım da halbuki.Nasıl oldu da inandım ben bunca şeye şu kısa zamanda?Nasıl okuyabildim seni ben bunca unutkanlık arasında.Yazmayı unutmuşum nicedir.Parmaklarım isyan ediyorlar şu an bana.Bu bir alkollü ruh ihbarıdır.Sakın direnme polislere.Ben nasıl olmuş da bunca zaman kelepçe vurmuşum kelimelere.Oysa sen karşımda koca bir kitap gibi.Kocaman bir bilinmezlik gibi,sen gibi duruyordun.Artık hatırlıyorum.

            Susamıştım.Denizin ortasında ölüyordum susuzluktan.Dudakların yetişti imdadıma.Güneş hiçbir yaz o kadar ısıtmadı bizi.Kucaklamadı hiç dünyayı o kadar içten.Bir yudumda içtim seni.Sen sadece karşımdaydın.Hatırlıyorum.Eğer bu bir şakaysa hiç gülmeyecek,bir rüya ise hiç uyanmayacaktım.Dünya susmuştu o an.Arabalar,insanlar,sokaktaki simitçi,dalgalar,martılar.Herkes bize kulak kesilmiş bir kelime daha edelim diye bekliyorlardı.Seni seviyorum diyebildim yine.Cevap vermedin.Utandın.Tenin utandı.Yanakların utandı.zaman anlamını yitirdi.O kadar saat ne zaman geçmişti? Güneş mesaisini bitirmiş yerini Ay’a bırakmıştı çoktan.


-ve ben uyandım bu tatlı rüyadan.
-işte o gündür uyuyamıyorum.


Ns.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder