Hayata geldiğinden beri bu anı
bekliyormuş gibi bakıyordun yüzüme. Göz kapaklarında bir çift tül perde, elinde
altıncı parmağın gibi duran sigaran ile. Kimseye tek kelime bile etmediğini
biliyorum. Dilimizi bilmiyormuş gibi takip ediyordun kelimelerimi. Konuşmadığımız
ciddiyetsiz bir sohbetin, karşı ödemeli bir mektubun, asla düz yazamadığın
çizgisiz kağıtları gibiydin. Merak etme! Sadece canı sıkılıyor bu aralar
ellerimin.
Dudaklarımı durduramıyordum.
Daha bir sonraki cümlemi bile bilmezken, gelecekten bahsediyordum zavallı
kulaklarına. Bakire çınlamalar hissetti belki de hep güzel olduğunu düşündüğüm
kulakların. Okuduğunu anlamayan bir ilkokul öğrencisi gibi titriyordu
gözbebeklerin. Uzaklardan bir yağmur bulutu yerleşti bakışlarına. Gözlerine sis
çöktü aniden. Görüş mesafem ise, dakikalardır elimde çevirdiğim bira şişesinden
fazla değildi.
Seninle konuşmak, duvara yumruk
atmak gibi…
Seninle konuşmak, nereye
çıktığını bilmediğin bir tünel kazmak gibi…
Seninle konuşmak biraz da ayna
karşısında prova yapmak gibi…
Asla kalkmıyordun yerinden. Mıh
gibi sabitlediğin bakışların bir an bile kaymıyordu şirazesinden. Bir çift göz
çukurunda imdat çağrısı gibi adını sayıklıyordum konuşma aralarında. Belki de
adını hatırlatıyordum kendime. Kim bilir daha kaç tanesi geçiyordu oysaki
beynimden. Kafam karışık bu aralar. Canı sıkılıyor kalbimin. Sadece seni düşündüğünü
söylüyorum attığı yerden. Zavallı kalbim. Her saniye bir başkası için yakıyor
numarasını ve sırası gelen oturuyor karşıma. Daha önce kimse iltifat etmemiş
gibi bakıyordun dudaklarıma. Dudaklarım, sürekli ağzıma götürdüğüm şu içkiye
rağmen hala kuru bir coğrafya. Aklım gidiyor arkada çalan şarkıya. İçimden onu
da mırıldansam, hakikaten anlamsız bir monolog olacak şimdi. Yağmur yağsa diye
dua ediyorum. Böylece aynı anda hem havadan hem de sudan konuşabilirdik. Belki
de biraz lavabo aç ve biraz kaynar su sipariş etmeliyim garsona. Böylece
düğümlenen boğazımda bir delik daha açabilirdim. Sen ise romanlar yazmak üzere
gibi bakıyordun yüzüme, daha yeni öğrendiğin bir dil ile.
Seninle sevişmek, denizin
ortasında aniden yüzmeyi unutmak gibi…
Seninle sevişmek, ellerini kullanmadan
balık tutmak gibi…
Seninle sevişmek, kimseyi
kastetmeyen cümleleri tutuklamak gibi…
Aşkını, sevgini, hak etmediğim
tüm ilgini değil, bana biraz hak vermeni istiyorum. Cümlelerime katılıp bana
doğru çıkacağın yolculukta, sadece son bir şans daha vermeni istiyorum. Biraz
daha konuşma hakkı, biraz daha sessizlik istiyorum. Sen de anla beni. Bildiğim
tek oyun sensin. Söyleyebildiğim tek tekerleme ve saklanabildiğim tek deliksin.
Bana kendini açmalısın. Beni kendine katmalısın. Anlamalı, hak vermelisin.
Herkesin içinde karanlık bir taraf vardır. Benimki de sensin. Ne zaman önümü
görmesem sana çarpıyorum. Senin etrafında dönüyor bu dergâh ve yağ satıyor, bal
satıyor, ustasını öldürüp onun yerine kendini satıyor sürekli. Denizin
ortasında yangın çıkartamazsın yaksan da gemileri. Sen de anla biraz beni.
Sana alışmak, gün batımında
yaşamak gibi…
Sana alışmak, bilmediğin bir
ada sahilinde buluşmak gibi…
Sana alışmak, biraz da suça
bulaşmak gibi…
Hayata geldiğinden beri,
intihar etmek için bu anı beklemişsin gibi bakıyordun yüzüme. Az sonra hiçbir
şey söylemeden gidersen ne yaparım diye düşündüm. Konuşacak bir şeyler daha
bulabilmek için tüm gün neler yaptığımı düşündüm. Yaptığım tek şey oturup seni
bu masada beklemek oldu. Sen yine gelmedin benimle buluşmaya. İçtiğim tek
biranın da parasını ödeyip, yarın yine aynı saatte geleceğim.
Seni kaybetmek, yaz sıcağında
otobanda ezilmek gibi…
Seni kaybetmek, yirmi yıl
büyüttüğün dişini çektirmek gibi…
Seni kaybetmek, aklını yitirmek
gibi…
ns
17.07.17
Fulya
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder