Ne zor bi haftaydı be… Paçalarımdan akan mutluluğun resmini
aslında ardımda bıraktığım ayak izlerimle yapmışım. Van Gogh gibi kulaklarımı
kesmek yerine nevi şahsıma münhasır bir hareketle gözlerini oyan ilk ressam
olarak tarihe geçerdim. Tüm hafta kafamdan geçen kelimeler, her gün 9/6 yazmak
zorunda olduğumu kelimeler, ve söylemek isteyip de söyleyemediğim kelimler
arasında can çekişirken uyandım uykudan. Ben yüzme bilmiyordum ki? Nerden çıktı
Amerika’yı yeniden keşfetmek? Ortada bir yanlış varsa hepsi benimdir. Bencilliğim
de bu sebeptendir. Ben hiç yavaş içmedim ne çocukken içtiğim o sütü, ne
ergenliğimde içtiğim biraları ve de şimdi içtiğim onlarca bokun bir vesilesi
olacaktır bütün bu tiyatro denen ilahi komedi!
Aslında bir konu var değinmek istediğim en çok. O da
söyleyecek hiçbir şeyimin olmadığıdır. Ben rüya zannediyordum hâlbuki yaşanan
onca şeyi. Ben 26 yaşımda uyandım en güzel uykumdan aslında. Nasıl oluyor?
Nasıl mümkün olabiliyor elimi sürdüğüm hiçbir şeyi koruyamamam? Belki de
gerçekten “Felaket” bir hayatım vardır. Doğal afet gibi yıkımı büyük ve
önlenmesi imkansız bir deprem gibi mahvediyorum insanların hayatlarını ve
“felaket” olarak tanımlıyor bunu “felaket tellalları” Ben cebindeki son kuruşa
kadar harcayan bir çocuktum. Ben en son insan da evine girmeden terk etmezdim
sokaktaki oyunumu. Şimdi de tüm renkleri boca etmeden bırakmıyorum önümdeki
tabloyu.
Ben yönetmen olmak istedim. Kafamda yarattığım dünyaları
insanlar da görsün izlesin istedim. Hayatıma giren her bir insan bir oyuncu ve
ben de bu çok tanrılı dünyanın sahibi oldum. İnkar etmeyelim hepimiz maymundan
geldik. İştahımız da bundan. Yeryüzündeki tüm çiçeklere gönül vermiş bir bal
arısından başka bir şey değiliz. Kilometrelerce avının peşinden koşan bir
kaplanın nefsi bir ısırıktan ibaret. Karganın cevizi sevmesi, koyunun her otu
yemesi, köpek balıklarının beyaz et (!) sevmesi gibi… İnkar etmeyelim. Hepimiz
hayvan oğlu hayvanız.
Ağzımıza kadar organ, litrelerce kan içindeyiz. Vücudumuzun
her santiminde başka bir hayat var. Hiç düşünmedin mi karın boşluğu ne işe
yarar? Kim yaşıyordu önceden orada? Ya da kim terkedildi karın boşluğunda?
Kocaman bir boşluk karnının tam ortasında ve tanrının bir unutkanlığıdır bu
olsa olsa. Ben söylemek istiyorum size ne işe yarar karın boşluğu. Hatırlamaya.
Hatırla! Daha çocuktun yediğin ilk tekmede karın boşluğuna. Nefes alamadın.
Nefesini hatırladın. Nefesinin kıymeti acı oldu sana. Ya diğeri? Evet
lisedeydin. Bin kere pişman olduğun her şey için bir tekme yedin tam midenin
ortasına ve her seferinde hatırladıklarını yeniden unuttun. Öyle ki ne zaman
unuttuysan da daha acı verdi bir sonrakinde. Artık kimseyle kavga etmiyorsun
değil mi? Bazen insan bir sözüyle, bir bakışıyla da tekme atar insanın karın
boşluğuna. Hem de hiç bakmadan gözünün yaşına…
Bu yazı belki de geleceğe bir not için yazıldı. Belki
karmaşık bir kış akşamının arifesinde fırtınanın ortasında çözülmeyi bekleyen
küçük beyaz bir kar düğümü. Belki de hiç ders alınmaması için ders
kitaplarından çıkartılacak bir söylem. Belki de kendini polise ihbar etmiş yeni
yetme bir dışavurum, belki de ben çekimi alıp ayrılmak istiyorum ya da E şıkkı
hiçbiri!
Bunları bana kızın diye söylemiyorum. Kafanızı karıştırdım
biliyorum…
10.02.2017 Cuma 20:12 Fulya/ İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder