10 Şubat 2017 Cuma

Görüyorum ve Arttırıyorum


Ne zor bi haftaydı be… Paçalarımdan akan mutluluğun resmini aslında ardımda bıraktığım ayak izlerimle yapmışım. Van Gogh gibi kulaklarımı kesmek yerine nevi şahsıma münhasır bir hareketle gözlerini oyan ilk ressam olarak tarihe geçerdim. Tüm hafta kafamdan geçen kelimeler, her gün 9/6 yazmak zorunda olduğumu kelimeler, ve söylemek isteyip de söyleyemediğim kelimler arasında can çekişirken uyandım uykudan. Ben yüzme bilmiyordum ki? Nerden çıktı Amerika’yı yeniden keşfetmek? Ortada bir yanlış varsa hepsi benimdir. Bencilliğim de bu sebeptendir. Ben hiç yavaş içmedim ne çocukken içtiğim o sütü, ne ergenliğimde içtiğim biraları ve de şimdi içtiğim onlarca bokun bir vesilesi olacaktır bütün bu tiyatro denen ilahi komedi!

Aslında bir konu var değinmek istediğim en çok. O da söyleyecek hiçbir şeyimin olmadığıdır. Ben rüya zannediyordum hâlbuki yaşanan onca şeyi. Ben 26 yaşımda uyandım en güzel uykumdan aslında. Nasıl oluyor? Nasıl mümkün olabiliyor elimi sürdüğüm hiçbir şeyi koruyamamam? Belki de gerçekten “Felaket” bir hayatım vardır. Doğal afet gibi yıkımı büyük ve önlenmesi imkansız bir deprem gibi mahvediyorum insanların hayatlarını ve “felaket” olarak tanımlıyor bunu “felaket tellalları” Ben cebindeki son kuruşa kadar harcayan bir çocuktum. Ben en son insan da evine girmeden terk etmezdim sokaktaki oyunumu. Şimdi de tüm renkleri boca etmeden bırakmıyorum önümdeki tabloyu.

Ben yönetmen olmak istedim. Kafamda yarattığım dünyaları insanlar da görsün izlesin istedim. Hayatıma giren her bir insan bir oyuncu ve ben de bu çok tanrılı dünyanın sahibi oldum. İnkar etmeyelim hepimiz maymundan geldik. İştahımız da bundan. Yeryüzündeki tüm çiçeklere gönül vermiş bir bal arısından başka bir şey değiliz. Kilometrelerce avının peşinden koşan bir kaplanın nefsi bir ısırıktan ibaret. Karganın cevizi sevmesi, koyunun her otu yemesi, köpek balıklarının beyaz et (!) sevmesi gibi… İnkar etmeyelim. Hepimiz hayvan oğlu hayvanız.

Ağzımıza kadar organ, litrelerce kan içindeyiz. Vücudumuzun her santiminde başka bir hayat var. Hiç düşünmedin mi karın boşluğu ne işe yarar? Kim yaşıyordu önceden orada? Ya da kim terkedildi karın boşluğunda? Kocaman bir boşluk karnının tam ortasında ve tanrının bir unutkanlığıdır bu olsa olsa. Ben söylemek istiyorum size ne işe yarar karın boşluğu. Hatırlamaya. Hatırla! Daha çocuktun yediğin ilk tekmede karın boşluğuna. Nefes alamadın. Nefesini hatırladın. Nefesinin kıymeti acı oldu sana. Ya diğeri? Evet lisedeydin. Bin kere pişman olduğun her şey için bir tekme yedin tam midenin ortasına ve her seferinde hatırladıklarını yeniden unuttun. Öyle ki ne zaman unuttuysan da daha acı verdi bir sonrakinde. Artık kimseyle kavga etmiyorsun değil mi? Bazen insan bir sözüyle, bir bakışıyla da tekme atar insanın karın boşluğuna. Hem de hiç bakmadan gözünün yaşına…

Bu yazı belki de geleceğe bir not için yazıldı. Belki karmaşık bir kış akşamının arifesinde fırtınanın ortasında çözülmeyi bekleyen küçük beyaz bir kar düğümü. Belki de hiç ders alınmaması için ders kitaplarından çıkartılacak bir söylem. Belki de kendini polise ihbar etmiş yeni yetme bir dışavurum, belki de ben çekimi alıp ayrılmak istiyorum ya da E şıkkı hiçbiri!

Bunları bana kızın diye söylemiyorum. Kafanızı karıştırdım biliyorum…

10.02.2017 Cuma 20:12 Fulya/ İstanbul








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder